Rahmi Aksungur’dan kent heykelleri yorumu

22 02 2008

Günümüz heykel sanatının en önemli isimlerinden biri kabul edilen Rahmi Aksungur , `Kamusal alandaki heykel sayısı refahla ilgilidir. Refah arttıkça heykellerin sayısı da artacaktır` diyor.

6 yaşında heykele başladı. Bilinçli olarak heykel bölümünü seçti . Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Heykel Bölümü `nü bitirdi. Diploma tezi ile “üstün başarı ödülü”ne layık görüldü. 1982`de aynı üniversiteye araştırma görevlisi olarak atandı. Halen Mimar Sinan Üniversitesi Rektörü olarak görev yapıyor. 2001`de aldığı Sedat Simavi Ödülü `nün de aralarında olduğu 24 ödüle sahip. Yurtiçinde ve dışında kamusal alan ile yapılarda birçok heykeli var.

Rahmi Aksungur , hem ağır sorumluluk gerektiren rektörlüğü hem heykel çalışmalarını uyum içinde sürdürüyor. “Mimar Sinan 125 yıllık bir sanat kurumu, kendimi kuşaklar boyu sanatla uğraşmış bir evde yaşıyor gibi hissediyorum. Hocalık, eğitimcilik de hayatın içinde olan bir şey. Geceleri çalıştığım için de zor olmuyor” diyor.

30 yıla yakın bir süredir heykelle iç içe bir yaşam sürdüren Aksungur , Evin Sanat Galerisi `nde açtığı 7. kişisel sergisine 6-7 ay gibi bir sürede hazırlanmış. “Tabii ki bellekte tüm bu tasarımlar bitmiş ise geriye teknolojiyi kullanarak uygulamak kalıyor. Heykel bir tasarım sürecinin sonunda oluşur, heykeltıraş sadece kütleye form kazandırmaz, onun mekânına ve boyutlarına da karar verir” diyor Aksungur , ilk kez sergi açtığı Evin Sanat Galerisi `nde heykellerini mek âna yerleştirirken.

Bellekte bitmeyen iş ruhsuzdur

Aksungur `a göre heykelin yaratım süreci 3 boyutlu düşünürken başlıyor. Tasarlanan yapıtın ölçüsü, çevreyle ve insanla ilişkisi çok önemli. Aksungur bunu şöyle anlatıyor: “Büyük ölçekli bir çalışmaysa yapıtın etrafında dönüyor, eğer ufak bir çalışmaysa yer alacağı mek ânın ışıkla etkisini düşünerek heykeli uzayda çeviriyorum. Fakat bu insan beyninin yaptığı tasarım sürecinin seçenekleri, bilgisayar programlarının kapasitesinden yüz binlerce kat daha fazla. İnsan beyni müthiş bir şey, 3 boyutlu tasarlıyor; yetmiyor, varyasyonlarını üretiyor, beğenmiyor, atıyor. Sanıyorum bu atma da çok yer işgal etmesin diye. Zaten sonra da ne yapacağınızı biliyorsunuz. Eğer bellekteki bu süreç içinde heykel bitmemişse zorlama, ruhsuz bir şey ortaya çıkıyor. Tinsel değer dediğimiz şey çok önemli; içinde sosyal koşullar, sosyal ölçütler, gelenekler var. Çok boyutlu düşünmeyi ancak iyi eğitim görenler ve öğrenme sürecini hangi yaşta olursa olsun sürdürenler başarabiliyor.”

Rahmi Aksungur `un heykellerinin karakteristiğinden biri de tarih, mitoloji , bulunduğumuz topraklarda yaşamış uygarlıklar ve özellikle de hayranlık duyduğu Selçuklu mimarisinden izler taşımasıdır.

Bu sergisinde de gündelik yaşamda her an karşımıza çıkan kedi, baykuş , balık, karga, lale ve insan gibi figürler mitolojiden imgelerle harmanlanmış bir biçimde karşımıza çıkıyor. Heykellerin hepsi birbirinden kişilikli. Birbirlerinin önüne geçmiyorlar ama sevilmeyi bekleyen kedi, öpücük, uçmaya çalışan kırmızı karga ve mavi kod adlı kırmızı balık, bay K renk avantajıyla diğerlerinden daha fazla göz alıyor denebilir.

Aksungur , bu kez heykellerinde malzeme olarak bronz ve ahşap kullanmış. Bir heykeltıraş için renk kullanmak çok zor olmasına karşın, rengin ışığa anlam verdiğini söylüyor. Kimi objelerde kullandığı kırmızı rengin tonunu bulmak neredeyse üç ayını almış.

Mimari ve heykel kardeş gibidir

Ona göre, heykel sanatının resimle yakınlığı pek yok fakat mimariyle bağı çok yoğun: “Çünkü ikisinde de kütle ve mekân anlayışı var. Tek fark mimaride fonksiyonlar önde tutuluyor, heykelde ise tinsel fonksiyonlar. Tarihe baktığımızda M.Ö. 3 binlerden kalma imzalı heykeller varsa bu heykelin etkisinin bilinerek yapıldığı anlamına gelir. O yıllarda imzalı resim yoktu. Heykel insan ve çevreyle çok fazla etkileşim içindedir. Bu yüzden de heykelci geçmişi yok sayamaz.”

Şehir planlamasına çok önem veren Aksungur , mimari ve heykeli kardeş çocukları olarak görüyor. Kamusal alanda heykelin yaygınlaşması için mimar, heykeltıraş ve belediyelere büyük iş düşüyor. Kent, insanların içinde yaşadığı büyük bir ev. Hepimiz hisse sahibiyiz. Bir belediye reisi şehir planlamacı ya da mimarsa çok avantajlı. Yakında belgelemek adına bugüne dek yaptığı büyük uygulamaların proje sergisini açmayı düşünüyor.

“Heykel, henüz resim gibi evlerimize girmedi. Kamusal alanda da genellikle araç olarak kullanılır, bu konuda ne düşünüyorsunuz” diye sorduğumda Aksungur şu yanıtı veriyor: “Heykel evin içinde bir canlı gibidir, mek ân talep eder, bu yüzden evlerde kullanmak kolay değildir. Kamusal alandaki heykellere gelince; bu refah düzeyi ile ilgili. Refah arttıkça heykeller fazlalaşacaktır. Haklısınız, heykeller bizde araç olarak kullanılıyor . Bu başka ülkelerde de böyledir. Hatta araç olmaktan çıktığı anda sorgulanır ve kaldırılır.”

Aksungur , bir sanat olayının araç olarak kullanılmasının sosyal açıdan bir toplumu yanlış yönlendirmek olduğunu vurguluyor: “Sanatın kendisi bir amaçtır ama toplumlarda şöyle bir ihtiyaç var onu da yadırgamamalı. Toplumlar yaşadıkları zaman sürecini sürekli kılmak istiyor. Anıtmezarlar, dev piramitler bundan kaynaklanıyor. Bu açıdan baktığımızda haklılarmış. O anıtlar, heykeller o toplum hakkında bugüne bilgi de taşıyor.”

Reklamlar

İşlemler

Information

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s




%d blogcu bunu beğendi: