Asomedya’dan bir söyleşi : Metin Yurdanur

28 09 2007

Kendi Değil Ama Elleri Medyatik Bir Sanatçı:

METİN YURDANUR

 

Bir kent heykelini her gün milyonlarca göz izler.

Sizin sanatçı olarak bunun sorumluluğunu taşımanız gerekir.

Sanatla fazla ilgimiz olmasa da biliriz o elleri. Medyada sık sık yer alan, Başkentteki tüm eylemlere açılan avuçlar vardır. Kimi zaman etrafında davul zurna eşliğindeki halaylarda gösterilir tepkiler kimi zaman  havaya sıkılmış yumruklarla, kimi zaman da sert polisiye önlemler uygulanır hemen yanında. Bu olayların tanığı, Sıhhıye meydanındaki Abdi İpekçi Parkının simgesi haline gelen, Heykeltraşından daha fazla medyatik olan  eller heykelidir. Onlarca insanın üzerine çıktığı, hemen her olayda yer alan bu eserin görüntüsü yurt dışına kadar da uzanır haberlerle.

Atatürk Bulvarından Çankaya�ya doğru çıktığımızda yine görürüz anıtlar. Yüksel Caddesindeki İnsan Hakları  Heykeli, hemen biraz ileride Olgunlar Sokağın başındaki  emeğe saygıyı konu alan Madenci heykelinin kazması ile irkiliriz, Kavaklıdere�deki Sanata sanatçıya saygıyı anlatan, halk arasında su perileri olarak bilinen balerinler ile  dinginliğe ulaşırız.

Kent yaşamınızı renklendiren   sanatçımız 1950 yılında Sivrihisar�da doğdu. Kendi deyimiyle ilk eseri soyut bir çalışma olan sevgi heykeli. Bu gün, 20�si Ankara�da olmak üzere Türkiye�de yüzün üzerinde, Libya, Türkmenistan ve Japonya�da birer, Almanya�da iki ve Macaristan�da da üç eseri parkları, caddeleri süsleyen  Metin Yurdanur bu ayki konuğumuz.  

ASOMEDYA: Plastik sanata ilginiz ne zaman başladı?

YURDANUR: Firigya medeniyeti üzerine kurulan daha sonra Bizans, Selçuklu ve Osmanlı eserleri ile süslenen bir yöreden geliyorum.

Ben Sivrihisar�da doğdum. İlk okuldan liseye kadar burada, yani 3 bin yıllık Firigya medeniyetinin kalıntıları üzerinde yaşadım.Firigya�nın  önemli kentlerinden birisi olan  Fesinus, bu günkü adıyla  Ballıhisar ve diğer çevre köylerde fazlasıyla kalıntı vardır.

Bu çocukluk süreci içinde eski eserler daima  ilgimi çekti, özellikle kabartmalar. Onları severdim okşardım. Böylece bir merak ve sevgi doğdu heykele, plastiğe karşı.  Üniversite aşamasında, sanatla ilgili bölümü seçmem bu temele dayandırılabilir.

Ailemde zanaatkar vardı ama sanatkar yoktu fakat ben, okul yıllarımda  yapılan resim yarışmalarından hep ödül alırdım.

ASOMEDYA:  Eğitim döneminiz?

YURDANUR: Türkiye�nin en güzel, en iyi eğitim veren  kurumlarından birisi olan Gazi Eğitim Enstitüsünde, Türkiye�nin en iyi öğretmenlerinden sanat eğitimi aldık. Bize hem  öğretmenlik formasyonu hem de  sanatçı özelliği kazandıran öğretmenlerimizin hepsini şükranla anıyorum. Yetişmemizde en büyük etken, yatılı okumamız ve çok iyi  bir kadrodan eğitim almamızdır.

ASOMEDYA: Heykel ne zaman başladı?

YURDANUR: Heykel yine okulda başladı. Gazi Eğitim Enstitüsünde  pek çok ana dersimiz olmasına rağmen ben heykeli tercih ettim. Yine çocukluğumdan üç boyutlu materyale olan ilgimden  kaynaklanmaktadır. Heykel ağırlıklı çalışmalarımı sürdürdüm.

Beni bu alana özendiren, yönlendiren  öğretmenim sayın Burhan Alkar oldu, kili orada tanıdım. Hocam Alkar yetişmeme katkıda bulundu ve  daha sonraları da ortak çalışmalarımız oldu.

 

ASOMEDYA: Atölye ne zaman açıldı?

YURDANUR: 1972 yılında Gazi Eğitim Enstitüsünden mezun olduktan sonra öğretmenlik dönemim başladı. Isparta�ya atandım. O dönemde Cumhuriyetimizin 50 inci yılını kutluyorduk, bakın bu gün otuz yıl geçmiş. Ellinci yıl anısına oraya bir Beton döküm  Atatürk anıtı yaptım.

Ardından Mihalıççık, Çifteler lise resim öğretmenliğinden sonra, mezun olduğum, Gazi Eğitim Enstitüsüne  1978 yılında öğretmen olarak atandım.

1979 yılında Ankara Belediyesinden gelen talep ile  çeşitli maketler hazırladım. Bunlar bu gün  Abdi İpekçi Parkındaki Eller, Gar meydanındaki Nasreddin Hoca ve Batı Kentteki  Dayanışma heykeller, Kavaklıdere�deki Balerinlerdir.

1981 yılında okuldan ayrıldım, kısa bir aradan sonra 1985 yılında  atölyemi açtım. Bu dönemin ilk eseri de Sivrihisar�ın girişindeki, Nasreddin Hoca�nın  Dünyanın merkezini gösteren heykelidir.

ASOMEDYA: Nasreddin Hoca Akşehirli mi, Sivrihisarlı mı?

YURDANUR: Nasreddin Hoca, Einstanine, Leanardo gibi dünya   vatandaşı. Şurada burada  yaşamış veya  ölmüş olması çok önemli değil. Çünkü Anadolu insanı kendi söyleyemediğini, hoca kişiliğinde söyletir. Aynı şeyi bir başka hemşehrim, Yunus Emre�de de görüyoruz.  Mezarlarının her yerde var olması evrenselliğinden kaynaklanıyor. Herkesin sahiplenmesi bundan. Şimdi Bulgarlar, Yunanlar Karagöz�e sahip çıkıyorlar, varsın çıksınlar. Amacımız dünya vatandaşı olmak, evrensel olmak, bu da güzel bir şey, ben bunu seviyorum. 

Biz step çocuklarıyız. İnsanlar öğünür ya biz şuralıyız buralıyız diye. Biz de step çocukları olarak büyüdük. Kırsalda,  Orta Anadolu da yaşayan insanlar  çok üretken,  yaratıcı olur gibi geliyor bana. Çünkü bu steplerden büyük uygarlıklar doğmuş, Hitit, Firig ve bunun üzerine diğerleri inşa edilmiş.

ASOMEDYA: Ülkemizde heykelin kabulü zor mu?

YURDANUR: Kesinlikle değil. Çünkü bu halkın tercihi değil, iktidarların tercihidir. Ben şunu gözlemledim: Türkiye�nin  dört bir yanında eserlerim vardır, halkımız  heykel sanatına sıcak ve seviyorlar.  Bu gün Abdi İpekçi parkındaki eller heykeli neredeyse Hyde Park gibi simge  haline geldi, her gün orada bir toplantı düzenlenmekte. Bu bir odak noktası gibi. İnsan Hakları heykeli Yüksel Caddesinde bir simge oldu. İnsanlar randevu verirken artık ” anıtın yanında, heykelin karşısında” diyor birbirine.

Verilince, insanlar güzel şeyleri  kabul ediyor ve seviyorlar. Ben bunu gözlemledim.

Atölyemin olduğu sokakta pek çok eserim var ve hiçbir kişi de bunlara zarar vermemektedir. Tam tersine insanlar büyük bir sevgiyle bakmaktadır.

Çünkü orada kendilerini buluyorlar. Bin yıllık kültür var orada, birikim var, bir emek var. Ve emeğe saygıdan dolayı, insanlar saygı da gösteriyorlar. Hem seviyorlar hem saygı  gösteriyorlar.

ASOMEDYA: Kent heykelinin özellikleri nedir?

YURDANUR: Her dalın kendine göre  bir zorluğu, sorumluluğu  ve özelliği vardır.  Bir kent heykelini her gün milyonlarca göz izler. Onun sorumluluğunu siz, sanatçı olarak taşımak zorundasınız.

Ben meydanlara birşeyler koymayı seviyorum. Genelde gördüğüm mekanlara birşeyler koymayı düşünürüm. Bunun nedeni de sorumluluk duygusu.

Fakat aynı sorumluluğu taşıması gereken yönetimlerden ses çıkmıyor. Düşünebiliyor musunuz, katrilyonluk siteler yapılıyor, plastik eser adına çöp yok. Bunlardan birisi, Ankara�nın ünlü  yerleşim yeri  Bilkent, bir tek eser yok sokakta. Her şey çok güzel  ve çağdaş düşünülmüş ama heykel diye bir şey yok. O zaman da  kişiliksiz kimliksiz bir yapılaşma oluyor.

ASOMEDYA: Bunları süslemek de sanatçılara kalıyor olmalı.

YURDANUR: Tabii ki, bildiğim kadarıyla, mimarlık eserlerinin binde biri sanat eserlerine ayrılır diye bir yasa var. Yıllar önce konulmuş ama hiç işlemiyor. Ve toplum yoz kültürün egemenliğinde kalıyor, müzikte de böyle oldu.

Ben sanatçıyım demiyorum, sanatçı demek zor oluyor. İnsanlar televizyonlardan öyle koşullandılar. Sanatçı denildiği zaman karşısında şarkıcı  bekliyor.

Görsel, işitsel, müziksel alanlar var. Oralardan da sanatçı çıkacak, onlar da olacak ama ağırlık medeniyetten, insanlıktan yana olmalı. Hitit, Firig, Selçuklu, Osmanlı çok güzel şeyler yapmış bu topraklar üzerinde, son yüz yıldır ne yaptınız, Türkiye ye ne kazandırdınız?

 

ASOMEDYA: Görüntü kaynağı  olmayan kişinin heykelini nasıl yapıyorsunuz?

YURDANUR: Türkiye Cumhuriyeti, Macaristan�daki  Gül Baba türbesini restore ettiği dönemde bana bir öneri geldi. Macar hükümeti de  izin verdi, Gül Baba heykeli yaptım. Elde hiçbir belge olmadığından hayali bir çalışmadır.

Bu tür olaylarda önce kişiyi tanımak gerekir. Nasreddin Hoca gibi, kimdir? Bir bilge kişi, egemen, Kral, önder, sanatçı… Dünya görüşü nedir?  Hoca denildiği zaman sert karakterli birisi olamaz.  Bunlara tüm birikimlerinizi de katarak yeni bir  fizik yaratırsınız, ben de onları yorumlarım: Gül Baba, Dadaloğlu, Pir Sultan Abdal  çalışmalarımda olduğu gibi.

ASOMEDYA: Dizi çalışmalarınızı  tanıtır mısınız?

YURDANUR: Su motiflerim oldu, Işık motiflerim oldu. Saygı dizileri yaptım, Emeğe, sanata, insana saygı felsefesini işledim ve en önemlisi de  sekiz on çocuk yetiştiren, yaşamı eşleri ile paylaşan on bin yıllık yaratma ve üretme sürecinin günümüzdeki temsilcileri ve soframızdaki yeri her şeyden önde gelen, analar, kadınlar  için de doğuran, temizlik yapan, kendini temizleyen gibi figürlerim var.

ASOMEDYA: Geleceğe yönelik projeleriniz neler?

YURDANUR: On yıl önce başladığım bir projem var Ankara Kent Kapısı. Bir Başkentin girişini gösteren bir kapı. 70 Metre yüksekliğinde çelik konstrüksiyondan, Ankara�nın İstanbul karayolundan girişindeki  Susuzköy�e konulacaktı, her şeyi hazır ama bir türlü uygulayamadım.

Bu gerçekleşemeyen hazırlığımdan başka müthiş projelerim var diyebilirim. Artık Türk İnsanının heykele alışma süreci bitti. Daha güzel anıtlar daha güzel kompozisyonlar isteme hakkı doğdu. Tıpkı bir zamanlar Murat 124 arabaya razı olan insan bu gün Mercedes�i beğenmemesi gibi bir şey.

İhtiyacımız arttı, beklentilerimiz artı. Türk insanı çok daha güzel şeyler istiyor ve ona da layık diye düşünüyorum. Bu gelişim için biraz yol açılması, sanata biraz ağırlık verilmesi yeterli olacaktır.

Sanattan sanatçıdan korkulmasın.  Her alanda sanatçı korkulacak insan değildir el üstünde tutulacak insandır. Çok azdır o, kolay yetişmiyor. 70 milyonluk Türkiye de  5 � 10 anıt heykeltraşı var…





simon bolivar – birlik mahallesi

7 09 2007

simo.gif





demetevler cemre parkı – metin yurdanur

7 09 2007

demetevlercemre2.jpg





kısa bilgiler – Ankara heykelleri geçmişi

7 09 2007

Özellikle 1970’li yıllardan itibaren heykel sanatımızın anıt heykeltıraşlığı dışında kent mekânlarında özgür yaratılar olarak yer alması konusunda birtakım girişimlerde bulunulduğu gözlenmektedir. Bunlardan ilki, Cumhuriyet’in 50. yılında, İstanbul’un değişik mekânlarına konulmak üzere 20 adet heykel yaptırma girişimidir. Bu etkinlikle konu ve yorumda özgürce davranma olanağı bulan sanatçıların yaptığı heykeller kentin değişik mekânlarına yerleştirilmiştir. Ancak bunlardan bazıları tahrip edilmiş, Gürdal Duyar’ın yaptığı Güzel İstanbul adlı heykel ise, dönemin iktidarınca müstehcen bulunarak konulduğu mekândan kaldırtılmıştır.

Bir diğer etkinlik de 1980 yılında Ankara’da gerçekleşir. Dönemin Belediye Başkanı Ali Dinçer, kentte oluşturulan yaya bölgelerine heykel koymak üzere girişimde bulunur. Ankara, Gazi Yüksek Öğretmen Okulu Heykel hocalarından Burhan Alkar, Remzi Savaş ve Metin Yurdanur üçer adet heykel yaparlar. Burhan Alkar’ın soyut anlayışta yaptığı heykeli konulduğu Sakarya yaya bölgesinden kaldırılır. Yine aynı bölgeye konulan figüratif kompozisyonu yerinde durmaktadır. Remzi Savaş Abdi İpekçi parkındaki havuza bronz fıskiye kompozisyonuyla, Sakarya yaya bölgesine konulmak üzere iki adet soyutlanmış bronz kompozisyon gerçekleştirir. Ancak buiki heykel yerlerine konulamadan 12 Eylül 1980 yönetimi tarafından malzemelerinden yararlanmak amacıyla eritilir. Metin Yurdanur’un Ankara Garı önündeki Hitit Aslanı, Nasrettin Hoca karışımlı heykeli ve Sıhhıye Abdi İpekçi parkındaki El heykeli de bu dönemde yapılmış çalışmalar olarak dikkati çeker.





tarihi bilgi : su perileri heykeli – gezgin heykel

7 09 2007

2341424_0.jpgANKARA- KIZILAY
” SU PERİLERİ HEYKELİ ”
ANKARANIN EN GEZGİN HEYKELLİ HAVUZU

SU PERİLERİ HEYKELLERİ İLE SÜSLENMİŞ OLAN BU GÖRKEMLİ FISKIYE HAVUZ 1925-30 YILARINDA KIZILAY’A KIZILAY DENMEDEN ÖNCE BU MEYDANI SÜSLEMİŞTİR. İLK YERİ HACETTEPE PARKI, SONRA KIZILAY MEYDANI, SONRA EVKAF OTELİNİN KARŞISINA ŞİMDİKİ GENÇLİK PARKININ OLDUĞU ÇUKURLUĞA, SONRA TEKRAR HACETTEPE PARKINA, SONRA TANDOĞAN MEYDANINA YERLEŞTİRİLDİ. ANKARAY İSTASYONU İNŞAATINDA BURADANDA KALDIRILDI.
EN SON BELEDİYE PARK VE BAHÇELER MÜDÜRLÜĞÜNÜN YENİMAHALLE DEPOSUNDA GÖRÜLDÜ BİR DAHADA GÖRÜLMEDİ.

RESİMDE SOLDA GÖRÜLEN İNŞAAT MEYDANA ADINI VEREN KIZILAY BİNASININ İNŞAAT HALİDİR. ŞİMDİ ODA YERİNDE YOK. SAĞDA GERİDE GÖRÜNEN BÜYÜK BİNA İSE ANKARA ERKEK LİSESİ “TAŞ MEKTEP”. ŞU AN ONUN YERİNDEDE YÜKSEK İHTİSAS HASTANESİ BULUNMAKTADIR.





Sarhoş sürücü çarpıp parçaladı

7 09 2007

4026600.jpg
İstanbul’da 7 Mart 1990’da uğradığı suikast sonucu yaşamını kaybeden Hürriyet’in eski Genel Yayın Yönetmeni Çetin Emeç anısına Ankara’da yapılan heykel, alkollü sürücünün otomobiliyle çarpması sonucu yıkıldı.

Dikmen’deki Çetin Emeç Bulvarı’ndaki alt geçitten önceki gece saat 01.30 sularında hızla çıkan 06 TYE 04 plakalı araç, kontrolünü kaybederek, iki şeridin ortasında yer alan heykele çarptı. Kaza sonucu heykel paramparça olurken, yaralanan sürücü ve arkadaşları hastaneye kaldırıldı.

Hürriyet Ankara (http://www.hurriyet.com.tr/gundem/7237442.asp?gid=180&a=107895)





Kısa bilgiler – Mithatpaşa heykeli

2 09 2007

Mithat Paşa Anıtı

Ulus’ta Ziraat Bankası Genel Müdürlüğü yanındadır. Ziraat Bankası tarafından İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi öğretim üyesi Heykeltıraş Hüseyin Anka’ya 1966 yılında yaptırılmıştır.

Sadrazam Mithat Paşa (1822-1884) Tuna valisi iken çiftçilerin kredi ihtiyacını karşılamak için 1863 yılında Ziraat Bankası’nı kurmuştur. Ziraat Bankası’nın 103.kuruluş yıldönümü nedeniyle 21 Kasım 1966 yılında yapılan bir törenle heykel açılmıştır.

Mithat Paşa günlük giysileri içerisinde bir koltukta otururken tasvir edilmiştir. Heykelin solunda üç başak ve çark, sağında ise bir terazi görülmektedir.